26 Şubat 2010 Cuma

kemal'di adı...

bir blogumuz oldu diye amma da sevinmiştik.

sonunda biz de yazacaktik. yazılarımız okunacak, dilden dile yayılacaktı, yav ne de güzel yazmışsınız diye yorumlar yağacaktı, "kalemine sağlık " konulu mailler düşecekti, blogunuzu okudum ve hayatım değişti diye teşekkür mesajları alacaktık. bu kadarını şimdi uydurdum ama ne bileyim, işte bir şeyler yazacaktık, okuyanlar da iyi ki yazmışsınız diyeceklerdi.

başlarda yazamadık, sonra açıldık, sonra durulduk. aslında durulma kaçınılmazdı ama tahmin etmemiştik işte. en son yazimizin uzerinden 1 aydan fazla zaman gecmis, bu bir ay icinde tek bir teşebbüsümüz olmadi. yaa aslinda hevesim kaçtı benim, hatta başta nasıl heveslendik onu da anlamadim. biz yazı yazıcaz da kitleler okuyacak o yazıları. işte ancak hatrimiz gecen 2-3 arkadasimiz okuyor. benimkileri gamze okuyup gaz veriyor, ben de onunkileri okuyup gaz veriyorum süpper olmuş diyorum. haa bi de kemal okuyor. kemal seni tanımıyorum, ama canımsın. sen çok yaşa kemal, sağol varol. kıps!

hayır yani bir şey okuyası olan gider rus edebiyatı okur, onu okuyamayan uykusuz alır okur. isteyen ikisini de okuyabilir. ama bizim yazılarımızı kim ne yapsın...

işte bu farkına varmayla da blogumuzdaki uzun sessizliği bozmuş oluyorum, ne gariptir. zaten uzun sessizlik bozmakta üstüme yoktur. birisiyle yeni tanışırsınız hani, muhabbet tıkanır, bi suskunluk olur. işte ben deliriyorum o sessizliklerde, cabucak konuşacak şey bulup bozmak istiyorum sessizliği. ama var ya bazı insanlar, sessizlikten rahatsız olmayan, konu bitince yenisini aramayıp öööyle konuşmadan oturan... şimdi onlardan biri olsam amma asil kadın der miydiniz? eğer evet cevabı verenler hayırlardan çoksa valla susarım, gerekirse dilimi ısırır, kendimi çimcikler gene susarım. zira bu sessiz anları doldurmaktan henüz bi kazanç sağlayamadım. çoğunlukla o boşluklarda saçmaladım, hele de hem yürüyüp hem konuşuyosak yeni konu düşünmekten dikkatim dağıldı, tökezleyip rezil oldum. bu arada kendim hakkında 3 ay önce bi istatistik çalışmasına başlamıştım, onu da bari yeri gelmişken sonuçlandırayım. ben günde ortalama 1 kez tökezliyorum. ortalamayı bulurken evden çıkmayıp yürümediğim günleri ayırdım. ayrıca da kontrollü deney ortamı yarattım. tökezlemeye etken faktörler olarak ayakkabı, yol ve kendimi seçtim. her seferinde bir etkeni değiştirip diğerlerini sabit tuttum, farklı ayakkabılarla veya farklı yollarda ben tökezlerken, kendim yerine başkasını yürüttüm, o tökezlemedi.

tökezlemeyi de bu kadar fazla yazınca ne acayip bir kelimeymiş dedim. siz de yazın bak.

hah işte, sessizlik bozayım derken gene saçmaladım. gene de bunu okuyan 2-3 iyi arkadasima selam ederim, yok okumayip da haa okudum evet cok guzel olmuş diyorsaniz gerçeği, yalnızca gerçeği soyleyin bana. kizmayacam. gerçi okumuyorsaniz bunu da okumayacaginizdan okumayip okudum demeye devam edeceksiniz demektir. kemal sana selam olsun.