17 Mart 2010 Çarşamba

liselim

tüm deneyimlerimi nakite çevirmek istiyorum. bunun için yeterli ışığa sahip miyim bilmiyorum ama yapmak istiyorum hem de çok. tuğba özay'ı kendime idol seçtim. olur mu? tuğba özay, hapise girdin kitap yazdın allahsız! ne biçim bir insansın, bu ne özgüvendir. öyle bir özgüven ki az önce allahsız yazarken korktum, silesim geldi. sonra da şunu
diyerek kendimi aklamaya karar verdim; "mizah yapıyoruz biz, tabi ki abartı olacak içinde. sana allahsız demeyeceksem, ona allahsız demeyeceksem kime derim?" ha tuğba? tabi ki sana demem lazım, belki
senin üzerinden reklam yapıp ünlü olmaya çalışıyorum, ne belli. şaka şaka. şunun şurasında bugün etek giyip dolmuşa bindiğimde her zaman
1,5 tl verdiğim yol parasını, ağzımı açıp tek kelime etmeden 1,2 tl verdiğim için, "aha beni liseli sandı" diye sevinen bir insanım. şimdi bunun konuyla alakası yok aslında ama bugün başıma geldi. "aha beni liseli sandı" sevincinden sonra "ben bunu bloguma yazayım" diye
düşündüm. sonra yarım kalan tuğba özaylı yazımı düzeltirken araya sıkıştırıvereyim dedim. anlam kaybı olmadı sonuçta değil mi?

her neyse ne diyorduk. nakite çevirmek. estağfurullah nakit sıkıntısı falan çekmiyorum ama günün birinde batağa düşsem bile aklımda "hmmm ben şu bataktan bir çıkayım da, kitap yazayım anı yazayım, sosyal
proje geliştireyim reklam yapayım da, tüm dertlerim gitsin" diyebilecek yaşama sevinci içimde olsun isterim. gerçi bu yaşama sevinciyle alakasız bir durum galiba, benim ihtiyacım olan şey
girişimcilik. girişimcilik ruhu lazım. o da var sayılır aslında.
gerekli koşullar sağlandığında her işe girişebilirmişim gibi bir his var içimde. gerekli şartlar nedir peki? gaza getiren, size yürekten inanan ve ağzı laf yapan bir arkadaş, güneşli bir hava, merkürün ileriye gitmesi... şaka şaka ağzı laf yapıp, gaza getiren arkadaş
benim için kâfi, gerçi onun da yeri ve zamanı geldiğinde sizin
gazınızla bir şeyler yapabilecek olduğuna inanmanız lazım, yoksa maymunluk olur. ayıp olur. siz siz olun yapmayın.

girişimcilik ruhu deyip, her türlü girişirim ben diye olayı
kapattıysam benim ihtiyacım olan şey ne acaba diye düşündüm bir an. süreklilik olsa gerek. bunun için de bir arkadaş lazım aslında hep
arkadan itekleyen. yani diyeceğim o ki, bana 2 kişi verin, sonra arkanıza yaslanın ve izleyin. tuğba özay haltetmiş.

1 Mart 2010 Pazartesi

bir dost

Seda Sayan sana iki çift lafım var. Halka yakınsın, yerine göre ana,
kardeş, bacı, abla, yeğen olmayı iyi biliyorsun. Tüketicinin dostusun,
şişmanlara destekçi, kadınlara yol gösterensin. Bir şekilde "Seda
Sayan diyorsa doğrudur." hissiyatı yarattın. Artık "anacığım",
"vallahi" gibi kelimeleri sık kullandığın için mi yoksa başka bir
sebepten mi bilemem. 21. yüzyılın yapamadığı kapsülle yemek yeme
alışkanlığını belki de ilk kez sen elma-krom mucizesiyle insanların
hayatına sokup onlara kapsül kapsül salatalık yedirdin. Yaşasın
sağlık, sıhhat, zindelik, zayıflık dedirttin. Ama sonra ne yaptın? Hiç
oturup düşündüm mü acaba "allahım ben ne yaptım?" diye. Hiç
sanmıyorum. Eğer birazcık da olsa düşünmüş olsaydın, hadi düşünmüş olma da aklının ucundan bir saniyeliğine bile geçmiş olsaydı, seni pepsi reklamında kamyon kamyon pepsi taşırken, erittiğin selülitli bacaklara litre litre selülit şırıngalarken görmezdik. Eğer birazcık
vicdanın sızlamış olsaydı, yetmezmiş gibi gidip üzerine lays reklamlarında sanki maydanoz sapı yermişcesine çatur çutur lays yemezdin. Benim tanıdığım seda böyle bir insan değildi. Hiç olmadı,
asla da olamazdı. Şu günden itibaren sana olan inancımı kaybettim, Ebru Şallı'ya inanıyorum artık. Pilates yapıyorum huufff-pıısss diyerek nefes alıp veriyorum. Sağlıcakla kal.