19 Nisan 2010 Pazartesi

biri beni konuşuyor

isterdim ki planlı, programlı, disiplinli, dediğim dedik bir insan olayım. yapmam gerekenleri vaktinde yapıp, sonradan ahlayıp vahlamayayım. hatta isterdim ki, kendimi böyle kabul etmemiş biri olup, her gün "bu sefer düzgün olacak" derken, dediğime kendim de inanmış olayım. ortaokulda yeni başlayacağım defteri "amaaan, nasıl olsa yine bozulacak sonraki günlerde " deyip, fazla kağıt isteyen arkadaşıma defterin ortasından değil de, ilk sayfasını caart diye yırtıp verdiğim gün o ruhu kaybettim ben. asla ileride düzgün biri olamayacak olduğumun sinyalini o gün verdim. (aslında tam olarak böyle değil. şimdi defterim olsa, yine ilk sayfalara özene bezene yazarım, hep öyle düzgün olacağına inanırım. hatta bir yüksek lisans öğrencisi olarak derste aldığım notları eve gelip temize çekmişliğim vardır. düşünün bu insanın ortaokuldaki halini. tabi ki defterin ortasından verirdim o sayfayı, eğer gerçekten biri benden istemiş olsaydı. ama defter yeni olduğuna göre okulun da ilk günleridir. ve benim asla okulun ilk günü sınıfa deftersiz gelecek kadar fütursuz yahut özgür ruhlu arkadaşım olmadı. ama siz şimdi bunları unutun.) evet defterin en kıymetli olan ilk sayfasını gözümü kırpmadan yırtığım gün belliydi böyle olacağı. şimdi aslında kafamı gömüp harıl harıl çalışmam gerekirken tutup komikçilik oynamaya çalışıyor olmam, taa ortaokul yıllarımdan kaynaklanan bir kelebek etkisinin sonucudur. kelebek etkisi deyince aklınıza illa Ashton Kutcher gelmesin. gün geliyor dolmuş şoförü Kazım Abi sizi gideceğiniz yere 20 dakika geç götürerek böyle bir etki yaratabiliyor. ama sırf Kazım Abi bıyıklı diye onu kelebek ile aynı kefeye koyamayacak kadar önyargılı insanlarsanız, orasını bilemem. her neyse ne diyorduk? çalışmam lazım evet. ama ben saat 01:00-02:00 sularında sağ kulağımın kızardığını (yandığını) az önce keşfetmiş olduğumdan "bunu hangi sosyal ağ platformuna yansıtsam da ilginçlik yapsam"ın derdindeyim. facebook a mı yazsam, google buzz a mı, twitter a mı? kafam öyle karıştı ki paylaşmak istedim.
bu arada sağ kulağım gerçekten yanıyor şu an. geçenlerde yine böyle oldu, hatta ne zaman geç saatlere kadar ayakta kalsam illa ki kızarır kulağım. bugüne kadar bunu hep " biri beni konuşuyor" a yordum. ama bugün bir aydınlanma yaşayarak, bu saatlerde beni kimin, neden ve kiminle konuşacağını kendime sorup, sorunun cevabını bulamadım. sonra da bunu metabolizmama yordum. öyle bir şey ki, şarjı bitmeye yakın sağ kulaktan kırmızı ışıkla sinyal veriyor (ehe ehe). evet bir sonraki insan vücudunun garip ama gerçek sırları adlı belgeselimizde görüşmek üzere, hoşçakalın.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder