10 Ocak 2010 Pazar

krepe yapmış genç kızların gölgesinde

"bizim zamanımızda böyle değildi." diyerek bir şeyler anlatmaya başlamanın yaşlılık belirtisi olduğuna inansam da duruma uygun başka bir giriş bulamadım. diyorum işte alın; bizim zamanımızda okulda spor ayakkabı, başka renk gömlek, tişört, çorap giymeler zordu. hem de çok. cuma günleri falan belki bu yukardakilerden sadece biri yapılabilir, sınıfa girmeden önce çakal bir öğretmene yakalanılırsa "yolda düştüm de kirlendi", yok efendim "yırtıldı" gibi 3 yaşındaki çocuğun bile inanmayacağı yalanlar uydurulup o yalanları öğretmenlerin yediğine inanmış olmanın verdiği güvenle tırım tırım ortalıkta gezinilirdi. tabi sünnet kıyafetiyle gelse bile kimsenin ikaz etmeyeceği tipler de vardı. artık "bunlar zaten deli, boşver" diye mi uğraşmazlardı öğretmenler yoksa "nasıl başlarsa öyle gider" felsefesini çok mu erken öğrendi bu çocuklar bilemedim. lakin her okulda saçını toplamayan/dağınık topuz yapan kız ile okulda olabilecek en kirli sakalı bırakan, en uzun saçı, en çılgın tişörtü giyen erkek vardı ve bu ikisi hep sevgiliydiler. diyar diyar okul gezmedim, milletin ağzını yokladım ve biliyorum ki varlardı her yerde bunlar. bir de umut sarıkaya'nın karikatürü vardı evet, ordan da çaldım ama olsun. zaten hayatımı umut sarıkaya karikatürü ve vecizeleriyle yaşar oldum. her neyse.

geçen gün yolda bir kız gördüm. okul kıyafeti gibi bir şeyler var üzerinde. okula gidiyor belli, ya da okuldan çıkıyor. çıkıyorsa istediğini yapar demeyin. krepe(*)(**) öyle kravatı çıkarıp cebe sokmak gibi bir iş değil. tarak lazım, ayna lazım, sprey lazım. (sprey vardı saçında, anladım, otobüsteydim ben kız yayadı kafasının üstünü görebildim). aklım gitti. kendimi, oğlunun küpe taktığını, çocuğun kulağındaki yara izi sandığı şeyin aslında küpe deliği olduğunu farkederek anlayan ana-baba gibi hissettim. hayır tamam teknolojiyi takip edebilmem mümkün olmayabilir ileriki yıllarda (aslında istesem yaparım). ne yapılırsa yapılsın "ohaa bunu da mı yapmışlar" diye şaşırıp sonrasında hemen kabullenebilirim. ama bu saç baş olayına akıl sır erdiremiyorum. "sahneye mi çıkacaksın kızım?" bile diyebilirdim. demişimdir belki içimden. peki

şimdi bu kızın rolü, saçını dağınık topuz yapanla eşdeğer mi? yoksa artık o dağınık topuzlular bambaşka şeyler mi yapıyorlar bilemedim. inşallah birincisidir. neyse ki erkeklerin o kadar fazla imkanı yok. gerçi onlar da saçları havaya dikmeye başladı ve bu da normal oldu. (ki umut sarıkaya 07.01.2010 tarihli uykusuz'da denize paralel olarak yürümeye iknâ edilen gençlerin saç şekillerine topluca bir bakış atmamızı sağlamıştır, çok yaşasın) hem de bunlar delikanlı gibi olanlar. bir alişan kaldı işte, o da askerlikten kaçmak için bir takımla mı anlaşmış ne? diyenlerin yalancısıyım.

http://www.tumgazeteler.com/?a=5745005
(google da alişan, askerlik diye aratınca çıkan en eli yüzü düzgün link bu.)

yani diyorum ki olayınız nedir? bana biri anlatsın.


(*) krepe: bayanların saçlarını kabartmak için yaptıkları tarama şeklidir.öncelikle bir tutam saç alınır,krepe tarağı marifetiyle saçın ucundan dibine kadar bir nevi ters taramak suretiyle saça kabarıklık verilir. ardından yoğun saç spreyi uygulanması farzdır.saçın şeklini koruyabilmesi için. (bunu ben yazmadım yine google sağolsun, hem bakın farzmış sprey, farz. daha ne olsun)

(**)krep: sabah, öğle akşam içine farklı farklı şeyler koymak suretiyle yenilebilen, hem doyurucu, hem fast food olmayan, ev yemeği gibi de olmayan, hatta isteyene abur cubur gibi bile gözükebilen bir yemek. yemek yazınca bile bir duraksadım, başka bir şey mi yazsam acaba diye o derece. seviyorum krep yemeyi.

not: marcel proust biliyorum beni duymuyorsun ama o kitabı da okuyacağım söz. sanki sana okuyorum ama olsun, bilinsin istedim.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder