14 Ocak 2010 Perşembe

şemsiye

Ocak ayının 14’ündeyiz. Bere, eldiven, atkı (kimine göre kaşkol, hatta kaşkôl!) takmıyoruz. Bence gayet başarılı. Ne yalan söyleyeyim barajların dolması umrumda değil. Elbetteki gün gelecek devran dönecek, kazık çakmadık ya bu dünyaya. Aslında duyarlı çevrecilerden çekinmiyor değilim, bir elim “haydi bastır” dercesine yazma eğiliminde, diğer elim “biraz ayıp olmuyor mu?” havalarında. Bu olanlar küresel ısınma yüzündense, canı sağolsun. Amma, eğer nisan, mayıs aylarında kar, tipi, yerlerde buzlanma, kırağı gibi herhangi bir soğukluk belirtisi olacaksa kalsın. Eğer öyle olacaksa getirin kyoto’yu imzalayayım. Ama yok ilki gibi herşey güllük gülistanlık olacaksa “eyvallah” demek istedim ama çok delikanlıca oldu, eğer ilki gibi olacaksa “varım diyoor!” diyebilirsiniz benim için.

Ne yapayım sevmiyorum, yağmur, çamur, kar, üşümek, ıslanmak… Bir tane sarı şemsiye almıştım, sırf onu kullanmak için yağmurun yağmasını istiyordum, o şemsiyeyi aldığımdan beri yağmadı yağmur doğru dürüst. Toplam 10 kez kullanmamışımdır, en son kullandığımda ters döndü şemsiye kullanılamayacak bir hale geldi. Kolay kolay eşyalarıma kıyamam ama buna kıydım. Kullanmıyorum artık. Bu “kışı da şemsiyesiz geçirecek gibiyiz yaşasın” derken geçen haftalarda yağmura yakalandık 3 kişi. Dayanamadık aldık o şeffaf şemsiyelerden, hem de üç tane. Hiç taraftar değildim o şemsiyelerin alınmasına, işportacılarla muhtaç halk arasındaki savaşta yenik düştüm. Kız arkadaşının yanında elinde gül ile gelen çiçekçiden istemeye istemeye çiçek almış çocuk gibi hissettim kendimi. Yani, herhalde öyle biri varsa, böyle hissetmiştir dedim. Her neyse.

Galiba artık seviyorum şeffaf şemsiyeyi. Hayır yatak odasının tavanını cam yaptıracak insanlardan değilim. Bazen eli kolu dolu oluyor insanın şemsiyenin sapını bırakması gerekiyor, ama öyle de yağmur yağıyor ki kapatamıyorsunuz. O zamanlarda şemsiyeyi kafanızda sabitleyerek her iki elinizi de kullanabiliyorsunuz. İşte handsfree diye buna derim. Şeffaf şemsiyenin marifeti de burada devreye giriyor. Aynı zamanda etrafı görebiliyorsunuz. Gerçi çok kısa bir zaman için mecbur kalıyorsunuz bunu yapmaya ama olsun yine de insan tedirgin olmuyor "birine mi çarptım, biri mi bana çarptı" diye. Bir de şu yüzden sevdim, aslında bunu söylemeyip yapmam lazımdı ama olsun; bu şeffaf şemsiyelere asesat kalemiyle istediğimiz şeyi çizebiliriz ya, o geldi aklıma of dedim ne kadar şahane bir fikir buldum. Ama çizecek şey aklıma gelmedi, o aklıma gelene kadar benim hevesim geçerse ya diye paylaşayım dedim. Belki biri ilham alır. Belki biri benim içimdeki Derya Baykal’ı durdurur. (Şemsiyeye asetat kalemiyle şekil çizmek mi? Ne düşünüyordum acaba gerçekten? Ama olur mu olur.)

3 yorum:

  1. şemsiye kayboldu dün. gücendi sanırım.

    YanıtlaSil
  2. şemsiyeyi ertesi gün buldum. sonra kullandım, o da kırıldı şimdi. yani kullanılmayacak gibi değil de, kırıldı yine de. insan bir kere kırıldı mı eskisi gibi olmuyor ya, işte öyle bir şey. duygulandım ne var? şaka şaka.

    YanıtlaSil